2015-04-17

ABD Ay’ı atom bombasıyla havaya uçuracakmış

abd, apollo 18, Apollo görevleri, ay, Ay'da bulunan uzaylı mumyası, carl sagan, Geçmiş teknoloji devirleri, nükleer silahlar, Sovyet uzay araştırmaları, Uzayda hayat var mı?,



ABD’nin 1950’li yıllarda yaşanan soğuk savaş döneminde Ay’ı atom bombasıyla havaya uçurarak Rusya’ya gövde gösterisi yapmayı planladığı ortaya çıktı.


Ünlü astronom Carl Sagan’ın da böyle bir patlamanın yaratacağı toz ve gaz etkisini anlamak için aynı yıllarda araştırma yaptığı belirlendi. Korkunç gerçek, o tarihte projenin başında bulunan silah geliştirme uzmanı Leonard Reiffel yıllar sonra basına yaptığı itirafla ortaya çıktı.
Daily Mail’in haberine göre, 50’li yıllarda ABD Silah Geliştirme Dairesi’nin başında bulunan Leonard Reiffel’in başını çektiği proje çerçevesinde, soğuk savaşın en yoğun günlerinin yaşandığı 1950’li yılların sonunda Rusya’nın uzaya gönderdiği Sputnik aracına karşı bir gövde gösterisi yapmanın caydırıcı olacağını düşünen ABD, Ay’a atom başlığı taşıyan bir füze göndermeyi tasarladı.Proje kapsamında füzenin 1959 yılında fırlatılması kararlaştırıldı.
Buna göre Amerikalı uzmanlar Ay’ı önce hidrojen bombalı başlık taşıyan bir füzeyle vurmayı düşündü. Ancak hidrojen bombasının atom bombasına göre daha ağır olması nedeniyle atom başlığında karar kılındı.
Ancak Amerikalı askeri yetkililer, projenin başarısız olması halinde füzenin Dünya’ya düşerek büyük zarar verebileceği ve Ay yüzeyinde kalıcı radyoaktif etki yaparabileceği gerekçesiyle bu plandan vazgeçti.
Bugün 85 yaşında olan bilim adamı Leonard Reiffel, 1996 yılında ölen ve o tarihte genç bir astronom olan ünlü bilim adamı Carl Sagan’ın da proje çerçevesinde atom bombasının Ay’daki patlamayla yaratacağı toz ve gaz etkisi üzerinde araştırma yaptığını bildirdi.



5300 yıllık doğal mumya Ötzi, yüksek bir bilgi seviyesinde ve medeniyette yaşamış

Akupunktur, Biyoloji, Buz adam, Evrim aldatmacası, Geçmiş teknoloji devirleri, Mumyalar, Space Explorer, Taş devri yaşandı mı, Ötzi,

5300 yıllık doğal mumya: Ötzi


1991 yılında Avusturya- İtalya sınırındaki Ötzlar Alplerinde keşfedildiği için bu mumyaya "Ötzi" adı verildi.

Onun en ilginç yanı, doğanın elleriyle mumyalanmış ve günümüze kadar gelmiş olması. Ama "Buz Adam" lakaplı bu mumyanın gizemi bununla bitmiyor.

Ötzi'nin vücudunun çeşitli yerlerinde toplam 57 dövme bulunmaktadır.



Daha da ilginci, bu dövmelerin, günümüzde akupunktur tedavisi açısından önem arz eden noktalar üzerinde veya çok yakınında bulunmasıdır.

Dövmelerin denk geldiği akupunktur noktalarından hareketle, Ötzi'nin sindirim sistemi parazitleri ve osteoartrit gibi sağlık sorunları yaşadığı sonucu oluşturulmuştur.

GİYSİLERİ BU ÇAĞ İÇİN BİLE FAZLA İYİ



Büyütmek için tıklayın
Ötzi'nin giysilerinin (kuru otlardan örülmüş bir pelerin, deri yelek ve ayakkabılar) de büyük bir ustalığın ürünü olduğu görülmüştür.

Ayakkabıları geniş ve su geçirmez niteliktedir, ve karda yürümek için özel olarak tasarlanmıştır; tabanlarında ayı derisi, üst kısımlarında geyik derisi kullanılmış ve bu iki arası ağaç kabuğu parçaları ile birbirlerine

Ayakkabıların etrafı ve içi kuru otlarla kaplanarak, sıcak çorap işlevi görmüştür.





Uzmanlarca Ötzi'nin ayakkabıları esas alınarak üretilen pilot modellerin o kadar iyi ayakkabılar oluşturduğu görülmüştür ki, ticari üretime dönük planlar bulunmaktadır.

tzi ile birlikte bulunan diğer nesneler arasında, sapı porsuk ağacından bir bakır balta, sapı dişbudak ağacından bir çakmaktaşı bıçak, sopaları kartopu çalısı veya kızılcıktan yapılmış ve ucu çakmaktaşlı oklarla dolu bir sadak, ve yapımının henüz tamamlanmadığı anlaşılan ve Ötzi'nin boyundan daha uzun ve yine porsuk ağacından yapılmış bir yaydır.



YANINDA ŞİFALI MANTAR TAŞIYORDU

Ötzi'nin ölümü anında yanında iki tür çok gözenekli mantar taşıdığı görülmüştür.

Bunlardan huş ağacı mantarının antibakteriyel faydaları olduğu bilinmektedir ve tıbbi nedenlerden bulundurulmuş olmalıdır.

Diğer mantar türü ise çıra mantarı olarak bilinen ve karmaşık bir ateş yapma teçhizatının bir parçası olduğu görülen mantardır.

Bu teçhizatta on kadar kolay tutuşma özellikli bitkiden numuneler ve kıvılcımları oluşturmakta kullanıldığı anlaşılan çakmaktaşı ve pirit parçaları bulunmaktaydı.

ET İLE TAHILI BİRLİKTE YEMİŞTİ




Ötzi'nin sindirim sisteminin analizinde, ilki dağkeçisi eti, ikincisi kızıl geyik eti olmak üzere, iki ayrı yemeğin kalıntıları bulunmuştur, ve etlerin tahıl beraberinde yendiği anlaşılmıştır.

İlk yemeğin kalıntılarında yer alan polenler araştırmacıları bu yemeğin orta rakımda bir kozalaklı ağaç ormanında yendiği sonucuna ulaştırmıştır.




ÜSTÜNDE DÖRT KİŞİNİN KANI BULUNDU

DNA analizi Ötzi'nin silahları ve eşyaları üzerinde başkaca dört ayrı kişi kaynaklı kan izleri ortaya koymuştur.

Kan izlerinin ilki bıçağında, ikincisi aynı okun üstünde, sonuncusu ise mantosunda bulunmuştur.
SOYU TÜKENMİŞTİ

Ötzi'nin anneden çocuğa geçen dizimi olan mitokandriyal DNA'sını inceleyen İtalyan ve İngiliz bilim adamları, Ötzi'nin genetik soyunun ya çok nadir görüldüğünü ya da bittiğini buldular.

İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nden Martin Richards, yaptığı açıklamada, Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmalarının, Ötzi'nin soyunun gerçekte tükendiğini ortaya koyduğunu söyledi.İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nden Martin Richards, yaptığı açıklamada, Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmalarının, Ötzi'nin soyunun gerçekte tükendiğini ortaya koyduğunu söyledi.

Richards, kendisinin ve meslektaşlarının incelemelerinin, Ötzi'nin, günümüzdeki Avrupalı nüfuslarda rastlanmayan bir soya ait olduğunu teyit ettiğini bildirdi.



120 milyon yıllık harita

120 milyon yıllık harita, Adem aleyhisselamdan öncesi, antik uzaylılar, Ay'daki antik şehir, Ay'daki kadın mumyası, piri reis, Piri Reis'in dünya haritası, ufo, UFO'lar gerçek mi?,


Bashkir'li bilim adamlarının gerçekleştirdiği keşif, insanın tarihiyle ilgili geleneksel yapıya karşıt bir sonuç ortaya çıkarıyor: Ural bölgesinin kabartma (rölyef) haritasını içeren 120 milyon yıllık taş plakalar... 

İmkansız gibi görünüyor. 


Bashkir State Universitesinin bilim adamları ileri derecede gelişmiş ve çok eski bir uygarlığa ait kesin kanıtlara ulaştılar. Konu 1999 yılında bulunan muazzam levha; bölgenin resmi, levha üzerine bilinmeyen bir teknoloji tarafından tam olarak yapılmış. Bu gerçek..

Bölgeleri nasıl tanıdık?

İlk başta, haritanın çok eski olabileceğini düşünmedik. Büyük şans olarak, Bashkira'nın rölyefi milyonlarca yıldır fazla bir değişikliğe uğramamıştı. Ufa zirvesini tanıyabildik. Ufa kanyonu kanıtlarımızda en önemli nokta oldu. Çünkü jeolojik olarak araştırmalarımız sonucunda bu plakanın çok eski bir harita olduğunu ortaya koydu. Çünkü kanyondaki yerinden çıkarıldıktan sonra, doğudan buraya taşınmıştı. Bir grup haritacılık, fizik, matematik, jeoloji, kimya ve eski Çin dilleri konusunda uzman Rus ve Çinli araştırmacı, plakanın Ural Bölgesinin haritasını içerdiğini, Belya, Ufimka ve Sutolka nehirlerini de kapsadığını buldular. Alexandr Chuvyrov gazetecilere taşı gösterdi. "Ufa kanyonu görünüyor -- Yer kabuğundaki bu kırık, Ufa şehri ile Sterlitimak şehri arasında uzanıyor. Tam orda Urshak nehri eski kanyon boyunca uzanıyor. " diyor. 

Harita 1: 1.1km ölçeğinde yapılmış.

Plakanın jeolojik yapısı belirlenmiş durumda. 3 katmandan oluşuyor. Taban 14 santimetre kalınlığında en sağlam dolomiteden(1) (beyaz mermer), ikinci katman ise en ilginç olanı, diopside(2) camından yapılmıştı. Modern bilim tarafından bilinmeyen bir teknoloji! Aslında harita bu katman üzerine çizilmiş. Üçüncü katman ise 2 milimetre kalınlığında kalsiyum porselenden yapılmış ve haritayı dış etkilerden korumakta.

"Bu fark edilmeli" diyor profesör "Rölyef eski çağ taş oymacıları tarafından yapılmamış. Bu imkansız... Bir makine ile yapılmış olduğu apaçık ortada."şeklinde ekliyor. Ve X-ışın fotoğrafları plakanın yapay orjinli olduğunu ve belli aletlerle yapılmış olabileceğini ortaya koymuş.

Bilim adamları ilk incelediklerinde, bu eski haritanın, eski Çin zamanında yapılmış olabileceğini varsaydılar, çünkü üzerindeki yazılar düşey olarak yazılmıştı. İyi biliniyor ki, 3.cü yüzyıl öncesinde kullanılan eski Çin dilinde düşey literatür kullanılmıştı. Bunun üzerine, Chuvyrov varsayımı araştırmak için Çin İmparatorluk kütüphanesini ziyaret etti. Kütüphanenin verdiği 40 dakikalık izin sırasında, birkaç nadide bulunan eseri inceledi, fakat hiçbiri plakadaki literatürü içermiyordu. Daha sonra Hunan üniversitesindeki meslektaşlarını ziyaret etti. Beraber yaptıkları çalışma sonucunda, porselen kaplı plakaların Çin'de hiçbir zaman kullanılmadığına karar verdiler. Yazıları çözmek için harcanan tüm çaba sonuçsuz kalmıştı. Yazılar hieroglyphic-syllabic (hiyeroglif-hece) literatürünün dışında kalıyordu. Buna rağmen Chuvyrov, bir tek şifrenin manasını çözmüştü: Bugünkü Ufa kentinin bulunduğu enlemin karşılığı.

Plaka üzerinde yapılan araştırmalar daha çok sırrı ortaya çıkardı. Harita da, dev bir sulama sistemi görülebiliyordu: nehirlere eklenmiş, 2 adet 500 metre genişliğinde kanal sistemi, her biri, 300-500 metre genişliğinde, yaklaşık 10 kilometre uzunluğunda ve 3 kilometre derinliğinde 12 adet baraj bulunuyordu. Barajlar suyun her iki tarafa dönmesinde yardımcı oluyor ve inşaatları sırasında 1 katrilyon metreküp toprak taşınmış olmalıydı. Mukayese edilecek olursa, Volga-Don kanal sistemi sanki bugünün rölyefine çizilmiş. Bir fizikçi, Alexandr Chuvyrov-a göre, insanoğlu haritadaki yapının ancak ufak bir kısmını yapabilir. Haritaya göre, başlangıçtan beri, Belaya nehri yapay bir nehir yatağında akıyordu.

Plakanın tam yaşını hesaplamak oldukça zor. 

İlk olarak, radyokarbon analizleri yapıldı, ardından plakanın katmanları uranyum kronometer ile incelendi. Araştırmalar farklı sonuçlar verdi ve plakanın yaşı tam olarak netlik kazanamadı. Plakanın incelenmesi sırasında, yüzeyinde iki deniz kabuğu bulundu. Biri, Naciopsinamunitus of Gyrodeidae ailesindendi ve yaklaşık 500 milyon yıllıktı, diğeri ise Ecculiomphalus princeps of Ecculiomphalus alt ailesindendi ve yaklaşık 120 milyon yıllıktı. Yani yaş olarak "işleyen versiyon" kabul edildi. "Harita muhtemelen Dünyanın manyetik kutbu bu günün Franz Josef topraklarındayken, tam olarak 120 milyon yıl önce yapılmış olmalı " diyor Profesör Chuvyrov ve ekliyor "Harita geleneksel insan anlayışının ötesinde ve kullanabilmek için uzun bir zamana ihtiyacımız var. Kendi mucizemizi kullanabiliriz. İlk başlarda, taşın 3000 yıllık olabileceğini düşündük. Buna rağmen yaşı yavaş yavaş büyüdü , ta ki biz deniz kabuklarının taşın üzerinde bazı şeyleri işaretlediğini anlayana dek. Kim harita yapıldığında kabukların canlı olduğunu dair garanti verebilir? Haritanın yapımcısı muhtemelen taşlaşmış halde bulmuş olabilir." 

Bashkirde bulunana materyaller , Visconsin-Amerika'daki Tarihi haritacılık araştırma merkezinde incelendi ve Amerikalılar şaşkına döndü. Uzlaştıkları nokta bu haritanın sadece tek bir yolla yapılabileceği şeklindeydi, denizcilik için yapılmış olan bir harita ancak uzay seferleri sayesinde yapılabilmiş. Zaten, şu an Amerika'da Dünya'nın üç boyutlu haritasının yapımı ile uğraşılmakta. Bununla beraber, Amerikalılar Dünya haritasını 2010 yılında bitirmeyi planlıyorlar. Asıl sorun, böyle bir üç boyutlu haritanın yapılabilmesi için, zorunlu olarak çok fazla şekil üzerinde çalışmak gerekiyor. Chuvyrov-a "Örneğin , bir dağın haritasını yapmak istesek?" şeklinde bir soru yöneltildiğinde, "Bu gibi haritaları yapmak için teknoloji süper-güçlü bilgisayarlara ve uzay mekiği ile yapılacak bir sefere ihtiyaç duyuyor."diyor. "Peki bu haritayı kim yaptı?" şeklindeki soruya ise, temkinli bir şekilde "UFO'lar ve dünya dışılar hakkında konuşmayı sevmiyorum. İzin verin haritanın yapımcısını basitçe, The Creator diyelim" diyor. 

Görünen o ki, her kim ve ne zaman yaptıysa sadece hava yolu kullanıyormuş : Haritada hiç yol yok. Veya muhtemelen su yollarını kullanıyorlardı. Ve düşünecek olursak, bu eski haritayı yapanlar bu bölgede yaşamıyorlardı. Sadece sulama amaçlı yapılmış bir toprak parçası. En olası fikir bu görünüyor. 

Harita üzerindeki son araştırmalar yeni sansasyonları beraberinde getiriyor. Artık bilim adamları, haritanın sadece büyük bir Dünya haritasının parçası olduğundan eminler. Bazı hipotezlere göre, toplam 348 parçadan oluşuyordu. Diğer parçalarda yakın yerlerde olmalı. Chandar'ın dış mahallerinde, bilim adamları 400'den fazla örnek aldılar ve geri kalan haritanın bulunabileceği yer Sokolinaya Dağı geçidi olarak ortaya çıktı. Buna rağmen buzul çağı sırasında parçalara ayrılmıştı. Fakat eğer bilim adamları "Mozaik"leri birleştirmeyi başarabilirse, harita 340m x 340m boyutlarında olacak. Materyaller toplandıktan sonra, Chuvyrov aynı bölgede bir araştırma yaptı ve 4 parça incelenebildi. Bir tanesi Chandar'daki bir evin altında, diğeri tüccar Khasanov'un evinin altında, üçüncüsü, bir köy banyosunun altında, dördüncüsü ise bir demiryolu köprüsünün altında.

Bu arada, Bashkir bilim adamları buluşları ile ilgili bilgileri dünyadaki farklı bilimsel merkezlere yollamaya devam ediyorlar; bazı uluslararası konferanslarda mevzu hakkında raporlar sunuyorlar: GÜNEY URALDAKİ BİLİNMEYEN BİR UYGARLIĞA AİT SİVİL MÜHENDİSLİK ÇALIŞMASI...








İnanılmaz bir keşif: 50 bin yıllık mağarada gelişmiş bir medeniyetin izleri ve HOLOGRAFİK KÜTÜPHANE bulundu.

Adem aleyhisselamdan öncesi, Antik şehirler, Dünyadaki uzaylı izleri, Geçmiş teknoloji devirleri, Holografik kütüphane, Mayalar, Piramitler, Romanya, Slayt, Space Explorer, videolar, Yer altı tünelleri,


2003 yazında, Bucegi dağlarının ayak basılmamış bir bölgesinde, insanlığın tarihini ve kaderini tamamen değiştirebilecek inanılmaz bir keşif yapıldı.

Romanya'da ki Bucegi dağlarının altında yeryüzünün derinliklerinde gelişmiş bir uygarlık tarafından terk edilmiş holografik bir kütüphane bulundu.

Derin yeraltı odalarına, dev masa ve taş sandalyeleri olan devasa odalara çıkan dört ana tünel ve daha alt tüneller var. Bunlar bizden çok daha büyük insanlar için dizayn edilmişler. Yaklaşık 16 adım uzunluğunda varlıklar için. Dünyadışı kökenli olması da mümkün.

Odaların birinde bir projeksiyon odası var. Bu bütün tarihimizi içeriyor ve görsel olarak oynatılabiliyor.





DNA'nızla holografik deneyimler yaşayabileceğiniz bir masa bulunuyor. İstediğiniz herşeyi karıştırabilir, karşılaştırabilir ve gerçek zamanda ne gibi sonuçlar olabileceğini görebilirsiniz.

Bu antik odalar en az 50.000 yıl önce oluşturulmuş. Herbiri birbirine bağlı olan bu odalar, gizemli bir enerji kaynağından güç alan bir kuvvet alanıyla korunuyor.

Yeni gelişmiş yer radarı icatından bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde karmaşık ve labirent yeraltı sistemlerine dair şaşırtıcı veriler elde edilmiştir.

Ülkenin karşı tarafına tam 800 km boyunca uzanan uçsuz bucaksız tüneller, Tikal'de ki Maya piramitleri altında haritalandırılmıştır.






Araştırmacıların demesine göre; bu yarım milyon Hintli Mayaların kendi kültürlerinin katliamından nasıl kaçtıklarının anlaşılmasının mümkün kılıyor.

Ayaklarımızın altında henüz keşfedilmemiş bir koloni mi var? Yoksa bu dünyadışı varlıkların ziyaretinin bir kanıtı mı? Ya da bunun bizim Adem'imizden önceki Adem'lere ve evlatlarına ait olması mümkün mü?

İç dünya, zaman ve uzay boyutunda kesişen bir paralel evren olabilir mi? Ya da henüz anlayamadığımız bir şey? Alttaki büyüleyici anlatımları dinleyin!


(Adguk, Çeviri: Özge Eryağcı )


Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar